Ana Sayfa   Resim Galerisi   Forum   Haberler   Ziyaretci Defteri   Sohbet   İletişim
DOSTLAR SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ.
ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN

Tüketim  Çılgınlığından  Uzak ,Tüm Annelerin Ve Anne Adaylarının  Bu  Özel  Günlerini Kutlarım. Dilerim Tüm Yaşamları Sevgi Dolu ,Acılardan Uzak Mutlu Ve Huzur İçinde Geçer.
                                                          
                                                           Hüseyin Demir

 
BİR BAKAN ,İKİ ÇOCUK


 Yıllar önce bir Milli Eğitim Bakanının makam odasının kapısı çalındı.  
  İçeriden kararlı ve tok bir ses ''Giriiin'' diye seslendi.  
  Oldukça mütevazi döşenmiş odaya iki tane lise talebesi girdi.

Tombul yanaklı olan Milli Eğitim Bakanının yanına yanaşarak :

 ''Babacığım merhaba. Elini öpmeye geldik Gazi'yle beraber'' diyerek arkadaşını gösterdi. 
      Mezun olmuşlardı iki samimi arkadaş liseden. Gazi ve Can, Bakanın elini öptükten sonra masanın karşısındaki koltuklara oturdular.

  Tombul yanaklı çocuk söz aldı:

 ''Babacığım biliyorsun okulumuzu her ikimizde başarı ile bitirdik. Ve bir yıldır para biriktiriyorduk. 
      Eğer senin de iznin olursa Bakanlığın bursundan yararlanıp Amerika'ya okumaya gitmek istiyoruz''

 Bakan küçük bir sessizlikten sonra oğluna:

 ''Oğlum biraz dışarı çıkar mısın?Bizi arkadaşınla bir iki dakika yalnız bırak''dedi.

 Oğlu dışarı çıktıktan sonra uzun boylu çocuğa şöyle dedi:

 ''Bak evladım, ben sizler gibi başarılı öğrencilerin yurtdışında öğrenim görmesini her zaman desteklerim. Fakat, bir bakan olarak oğlumu Amerika'ya gönderirsem, bunu başkaları farklı değerlendireceklerdir. Bu yüzden sadece sana burs vereceğim. Gerekli işlemlerin yapılması için talimatı veririm az sonra.
      Hayırlı olsun'' diyip dışarı çıkmasını söyledi talebenin.

 Heyecan içinde kapının önünde bekleyen bakanın oğluna sarıldı çocuk.

 ''Can sana bir iyi, bir kötü haberim var. Baban bana burs verdi ama senin gitmeni onaylamıyor. ''
Tombul yanaklı çocuk elini cebine atıp bir mendil çıkarttı. İçi para dolu olan mendili arkadaşına verip:  
      ''Al bunları Gazi. Nasıl olsa bana lazım değil bu para artık'' dedi bir yıldır biriktirdiği Amerika hayalini arkadaşına uzatırken.

 Oğlunun geleceğini bile ülkesinden sonra düşünen onurlu Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'dir.

 Oğlu, büyük 
edebiyatçı Can Yücel'dir  
 
VE
Onun lise arkadaşı ise dünyanın en ünlü beyin cerrahı
 Prof. Dr. Gazi Yaşargil'dir.  

 
ÖLÜMÜNÜN 35 YILNINDA İBRAHİM KAYPAKKAYANIN ANISINA

 

 TKP/M-L VE TİKKO
KURUCUSU VE ÖNDERİ
İBRAHiM KAYPAKKAYA
1949 - 18 MAYIS 1973 DİYARBAKIR

        1949 yılında Çorum'da doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra Hasanoğlan Öğretmen Okulu'na girdi. Burayı bitirdikten sonra istanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'na başladı. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi-Fizik Bölümü öğrencisi olan Kaypakkaya, sol düşüncelerle burada tanıştı. Mart 1968'de Çapa Fikir Kulübü'nün kurucuları arasında yer aldı. Çapa Fikir Kulübü'nün başkanı olan Kaypakkaya, 6. Filo'ya karşı bildiri yayınladığı gerekçesiyle Kasım 1968'de okuldan atıldı.
        FKF ve TİP içinde ortaya çıkan ayrışmada MDD kesiminde yer aldı. İşçi-Köylü gazetesinin istanbul'daki bürosunda çalışan Kaypakkaya, Aydınlık ve Türk Solu dergilerine yazılar yazdı. Aydınlık içinde meydana gelen ayrışmada D. Perinçek'in başını çektiği PDA saflarında yer aldı. 1972 yılına kadar PDA (TİİKP) saflarında çalıştı ve DABK üyesi olarak görev yaptı. Bu tarihte PDA oportünistleriyle yolları ayrıldı. D. Perinçek ve çevresinin revizyonist ve oportünist olduklarını söyleyen Kaypakkaya, ayrılık sonrasında TKP/ML-TİKKO'yu kurdu.
        TKP/ML faaliyetlerinin yoğunlaştırıldığı Dersim bölgesinde mücadele ederken, 24 Ocak 1973'de Vartinik mezrasında oligarşinin resmi zor güçleri tarafından sarıldı. Çatışma sırasında Ali Haydar Yıldız şehit düşerken, Kaypakkaya yaralı olarak çatışma alanından uzaklaştı. Ancak beş gün sonra kendisinin kaldığı köydeki bir öğretmenin ihbarıyla yakalandı. Dört ay süren işkencelerde hiçbir şeyi kabul etmedi ve bu işkenceler sonucu 18 Mayıs 1973'de yaşamını yitirdi.
        Onun işkencedeki kararlı tutumu tüm devrimciler için bir örnek olmuştur.

 
YAŞASIN 1 MAYIS POLİS BAYRAMI

 

Bir gün önceden hazırlıklar başlamıştı.
Bayram yeri çelik bariyerlerle süslenmiş, provalar yapılmış ,herkes rollerini iyice ezberlemişti.
Çevre illerden meslektaşlar davet edilmiş, gelirken de  gösteri sırasında kullanılacak malzemelerini .de yanlarında getirmelerini istenmişti . hatta her ihtimale karşı fazlaca    getirmeleri önemle rica edilmişti.

Bayrama ilgi yoğundu.
2 bine yakın jandarma davet edilmişti misafir izleyici olarak.
Yalnız ; kutlamaların tek ana kuralı  vardı. Bir tane bile sivil alınmayacaktı tören alanına.
  Bu bağlamda sabah 4.30 sularında kutlama alanına çıkan tüm yollar tutuldu. Güvercinler hariç meydana giriş yasaklandı.
Her sokak başına karargah kuruldu.   Kutlamanın selameti için
******
Tesadüf bu ya! Aynı güne denk gelmişti 1 Mayıs İşçi Bayramı.
Alınan istihbarata göre ;işçiler bu yıl bayram yeri olarak Taksime göz dikmişler. İlle de orda kutlayacağız derlermiş.
Sanki, yer kalmamış koskocaman İstanbul ‘da.
Oysa Taksim,işçiler için acı hatıra dolu,uğursuz gelmiş hep, 1977 mayısını ne çabuk unutmuşlardı.
Gitsinler ;Çağlayanda kutlasınlar, Zeytinburnu’nda kutlasınlar ne bilelim Kartalda koskocaman  bir alan var orda kutlasınlar …
Hem orda provakasyon olmaz ,olsa da önlemek daha kolay.
İlle de Taksim demenin ne anlamı var.

 Neymiş efendim;Fetih kutlamaları Haliç de  oluyormuş,neymiş 18 martı  neden Kars da değil de Çanakkale’de  kutluyormuşuz, Antep’in kurtuluş günü  Malatya’da kutlansa olurmuymuş.
Taksimde ,yerinde daha önce ölen arkadaşlarını anacaklarmış. Karanfil bırakacaklarmış kazancı yokuşuna…
Hepsinin amacı belli.
Bakın TÜRK-İŞ nasıl aklı selim davranıp son anda vazgeçti kutlamalardan.nasıl sattı son anda işçileri(pardon ikna etti ).
 HAK-İŞ  zaten katılmıyor.o memnun gidişatdan.65  yaşında emekli olup 200-250 bin emekli maaşı alıp gül gibi emekliliğini geçireceği günlerin hayalini kurmakla meşgul .
Kaldı mı geriye bir DİSK .  oda zaten başından beri amacı belli. İstikrarı bozmak

Hem nerede görülmüş ayak takımının başları yönettiği..

*****
Sabah 6.30 suları
Alanda bayram kutlaması yapmak için başka şehirlerden gelen işgal (alan işgali) güçlerinin konakladığı DİSK  binasına baskınla açılış  başladı. Tazyikli su, gaz bombası, jop kullanılarak, yol yorgunu, uyku sersemi işgal güçlerine ağır zayiatlar verildi.
 Binada bulunan 1500 e yakın işçi, kapıdan dışarı bir tek adım atamadı. Burnunu uzatan gaz bombasını ve jopu yedi. O da yetmedi bina içine girilerek yerinde gaz bombası ile mukavemete devam edildi
. Diğer grup CHP binasını kuşatarak, onlarında dışarı çıkmasına, alana doğru yürümesine, aynı saldırı ekipmanları ile engellendi ve ağır zayiatlar verdirildi.

Bu esnada dağınık gruplar halinde bayram yerine gelmeye çalışan işgal güçlerine karşı her sokak başında daha önceden mevzilenmiş dost birliklerle mukavemete girildi. Genç, yaşlı, yerli, yabancı, kadın, erkek demeden orantılı güç kullanılarak dağıtıldı.

İşgal güçleri her koşulda bertaraf edildi. Hastaneye acil servislere kadar takip edilerek gaz bombası kullanılarak etkisiz hale getirildi.

*******

İşçiler, bayramlarını meşru kılmak için yanlarına siyasi partileri davet etmiş, sol partilerden yüze yakın milletvekili katılacağını söylemiş, gerçi son anda yarısından fazlası, uyarıları dikkate alıp katılmadı ama katılanlarda, katıldıklarına bin pişman. Gözleri yaşlı (pişmanlıkları yüzlerinden okunuyor) objektiflere gözlerini silerek bakıyorlardı.

 Onlarda geç olsa da anladılar ki bu 1 Mayıs polis bayramı.
 Gerçi, Vali, Emniyet Müdürü bizzat,  Başbakan telefonla kutlamalara iştirak etmiştir. Taksim alanına çelikten bariyerli çiçek göndermiştir.
Sonunda  geçte olsa anladılar işçiler ve işbirlikçileri

******

Taksim Polis bayramı kutlamaları devam ederken, Alandan tüm şehre yayılıp, bu kutlamaları engelleyecek,  güya işçi bayramı adı altında alana girmeye çalışacak gruplara karşı savaş olanca hızıyla devam ediyordu.
 Üç kişi bile bir araya geldi mi vay haline.
 Polis hattı müdafaa yapıp her noktada savunmayı sıklaştırdı..
 Gaz bombasından, joptan, tazyikli boyalı sudan nasibini almayan kalmadı.

Ve şanlı Taksim savunması akşama doğru tamamlandı.
 Akşam fener alayı kutlaması ile devam edecek. Yalnız bir şartla. Konuklar caddeye inmeden balkondan seyredebileceklerdi.

*******
Kutlamalara çevre illerden 15 uçakla gelen 4500 polis ile birlikte 25 bin polis katıldı.
 5000 gaz bombası ile donatılan polis, sadece 1700 gaz bombası kullandı. O da gökyüzünü gaz şova dönüştürmeye yetti. Etkisi 2 gün sürdü.

 Kutlamalara belediye de o bölgedeki MOBESSE kameralarını kapatarak ve boş belediye otobüsleri vererek destekte bulundu. (Panzerin yetersiz kaldığı yerlerde yol kesme ve işgalci güçlerinin üzerlerine sürmek için.)

Cenevre sözleşmesine göre savaşta dahi kullanılması yasak olan gazlardan binlerce kişi etkilendi.
 530 kişi tutuklandı. 8’i polis 38 kişi yaralandı.
 1 Mayıs tatil olursa 2 milyar $’lık kayıp olur deyip izin verilmemesine karşılık şanlı Taksim savunmasında 1 milyar $’lık zarar olduğunu açıkladı Belediye Başkanı.

2 adet tabanca, 15 adet sapan ve bu sapanlarda kullanılmak üzere hazırlanmış çok miktarda çelik bilye ele geçirilmiştir dedi Emniyet Müdürü.
********
Bir göstericiye 5-6 polisin düştüğü 1 Mayıs 2008 İşçi Bayramı böyle geçti tarihe.
 Orantılı güç: 5000 bomba = 15 sapan.

Ayak takımı, ellerinde karanfillerle, 1977 de ölen arkadaşlarını, yerinde anmak için Taksim’de buluşacak, birlik ve beraberlik içinde bayramlarını kutlayacak, arkadaşlarını anacaktı.
Olmadı…
*******
Akşam saatlerine doğru polis bayramı bitti. İşçi bayramı da.
 Taksimde çelik bariyerler kaldırıldı.
 Aynı yöne giden otobüse bindiler bir polis ve bir işçi.

 Otobüsün arka koltuğuna oturan bir çocuk şarkı mırıldanıyordu. Gündüz evlerinin balkondan görmüştü olayları . İnsanlar polisten  hem kaçıyor hem de şarkı söylüyorlardı.
Diline dolanmıştı.gün aşırı  tekrarlıyordu
.Yüksek sesle söylemek gelmişti içinden; söylüyordu!

1 Mayıs, 1 Mayıs, İşçinin, Emekçinin Bayramı.
Devrimin Şanlı Yolunda İlerleyen Halkların Bayramı.

Bıyık altından gülümsedi işçi, içinden eşlik etti marşa.

Hüseyin Demir

 

 

 
BİRAZDA GÜLELİM
1-
AB Komisyonu Başkanı odasında otururken, yardımcısı içeriye heyecanla girer:
-Efendim, Türkiye tüm isteklerimizi yerine getirdi. Onları AB'ye alacak mıyız?
AB Başkanı:
-Yok canım, henüz olmaz. Git, duyur, Tüm Türkiye İngilizce konuşacak, Türkçe'yi yasaklıyorum.
-Efendim onu 5 sene önce yaptılar. Hatırlamıyor musunuz?
-O zaman söyle, kokoreç yasaklansın.
-Aman efendim, onu yemeyi 2005'te bıraktılar.
-Ya ne bileyim? Kınayı yasaklayın.
-Ooooo. Beyefendi.Onu çoktan bıraktılar.
AB Başkanı düşünüp taşınmış ve;
-DAĞITIN LAN AVRUPA BİRLİĞİ'Nİ
...
2-
ABD Başkanı, İngiltere Başbakanı ve Türkiye Başbakanı bir gün bir toplantıda bir araya gelmişler.
Tabii, 3 lider bir arada olur da, sormaz mı gazeteciler? Önce ABD başkanına sormuşlar:
- ABD´de bir memur ne kadar parayla geçinir? Siz kaç para veriyorsunuz?
Başkan cevap vermiş:
- Valla ben memura en az 2000 dolar veririm. 1000 doları ile geçinirler. Geri kalan 1000 doları ne yaparlar, nerede harcarlar, hiç sormam.
Gazeteciler aynı soruyu İngiltere başbakanına da sormuşlar. O da cevap vermiş:
- Ben, memuruma ortalama 3000 sterlin veririm. Geçinmesi için 2000 sterlin yeterli. Artan 1000 sterlini ne yapar, nerede harcarlar, sormam, beni hiç ilgilendirmez.
Her ikisinden bu cevapları alan gazeteciler, aynı soruyu bizim başbakana da sormuşlar.
- Valla, demiş bizimki, Türkiye´de bir memurun geçinebilmesi için en az 1 milyar lira lazım. Ama ben taş çatlasın 400 milyon lira veriyorum. Geri kalan 600 milyonu nereden bulurlar, nasıl geçinirler hiç sormam
. 3-
Nasreddin Hoca yolculuk sırasında mola verip bir hana
gireer, bu sırada hana bir başka yolcu daha girer ve ikisi birden hancıdan
yiyecek birşeyler isterler. Fakat hancı yiyecek olarak sadece bir balık
olduğunu söyler ve bunu paylaşmalarını önerir. Bunun üzerine Hoca :
- Ben balığın sadece başını yiyeceğim der.
Hancı bunun nedenini sorar. Hoca da :
- Balık başı zekayı artırır, balık başı yiyen insan akıllı olur, der.
Bunun üzerine diğer yolcu hemen atılır ve Hoca'ya :
- Balık başını niye sen yiyeceksin, ben yemek istiyorum,der.
Hocada itiraz etmez. Balığın koca gövdesini Hoca yer ve bir güzel karnını
doyurur. Diğer yolcu ise sadece balığın başını yer ve Hoca'ya seslenir :
- Sen koca gövdeyi yedin, karnını doyurdun ; ben sadece kafayı yedim, aç
kaldım, der.Hoca da bunun üzerine şunu der :
- Bak nasıl akıllandın! 4-

 Nasreddin Hoca ya yapilan sakalar tukenip bitmezdi. Aksehir liler bir gun Hoca ya takilir ve sorarlar.
-Hocam senin evliyalar katinda ulu bir kisi oldugun soylenir asli var midir?
Hoca nin boyle bir iddiasi elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar;
-Her halde oyle olmali.
-Boyle kisiler zaman zaman mucizeler gostererek bu ozelliklerini herkese kanitlar. Hoca madem kabullendin goster bir mucize gorelim!
Hoca;
-Pekala simdi size bir numara yapalim der karsisinda durmakta olan cinar agacina;
-Ey ulu cinar cabuk yanima gel!...
Tabii ne gelen agac var ne giden. Hoca yurumeye baslar agacin yanina varir. Aksehir liler;
-Ne oldu Hoca agaci getiremedin, kendin oraya gittin! diye gulunce,
Hoca;
-Bizde kibir yoktur, dag yurumezse abDal yurur der. 5-
 ir gün Hoca, yol üstü bir hana inmiş. Han Nuh Nebi den kalma bir yer.. Her tarafı delik deşik; adeta çökmeye ramak kalmış. Hoca nın yüreğine bir korkudur düşmüş ama, ne desin? Nihayet bir söz arasında:
-Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor, beşik mübarek! diyecek olmuş ama, hancı baba hiç oralı olmamış; sözü şakaya boğarak:
- Ağzını hayra aç Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan tahtaları Hakka tesbih çekiyor! demiş. Hoca nın közü küllenir mi? Gözlerini hancının gözüne dikerek:
- Peki ama, demiş; ya bu tavan boyle tesbih çeke çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak?

 

6- 
Bir gün, konu komşu bir olmuşlar, "Hoca, bu halin ne olacak böyle? Gel sen bir "He!" de; biz de helal süt emmiş birini bulalım da baş göz edelim seni." demişler.
Hoca ipe un sermiş ama, gönlüne kim bakar onun; neylemişler, etmişler; günün birinde toy-düğün etmişler. Doğrusu hatuncuk da eline eteğine temiz bir hatuncukmuş ama, inadına çirkin mi, çirkinmiş. Hani yüzüne bakanın kırk yıl nasibi kesilir!" derlerse, yalan değil! O gecenin sabahı, Hocada surat bir karış; düşünüp dururken, ağır, uslu hatuncuk ağız, dilden söz açıp:
"Efendi, nasıl buyuruyorsunuz, hısım, akrabadan kimlere görüneyim, kimlere görünmeyeyim?"diye sormuş.
Rahmetli, başını öte yana çevirerek:
"Vallahi karıcığım; bana görünme de, kime görünürsen görün!" demiş.
 
 7-Bir gün Hoca, kırda, bayırda dolaşırken iki adamın, dağı, bağ yaptıklarını görür:
"Hele merhaba sonraya kasın, ağalar; bu çubuklar burada tutar mı dersiniz?"
Adamlar bu söze bıyık altından güler:
"Çubuklar da söz mü, adamı diksen biter; mübarek toprak değil, tutya!" derler.
Hoca kulağına inanamaz:
"Aman, öyle ise beni dikin şuraya, bakalım ne biçim yemiş vereceğim!" der.
Allah'ın dağında vakit nasıl geçecek? Bağcılar tutar, Hoca'yı yarı beline kadar toprağa gömerler; kendileri de bir ağaç altına çekilip, ekmeklerine soğan kırmaya başlarlar.
Hoca, şöyle bir zaman, bir ağaç gibi dikilip durduktan sonra kendi kendini söküp, bağcıların yanına gider.
"Bre efendi, ne diye yerinde durmadın?" deyince onlar, Hoca:
"Vallahi birader, der; ben yerimi sevmedim, yerini sevmeyen ağaç da, tutar mı, tutmadım işte."
 
 
DENİZLERİN ANISINA
 
Köyün videosu
Köyümüzün Video'su
 
Flash Haber

 
Yeni Forum Yazıları
Şiir Sevenler ...
Gönderen: Barış
.: Pazartesi, 12 May 2008 05:29
Tebrikler
Gönderen: Barış
.: Pazartesi, 12 May 2008 04:58
ANNELER GÜNÜ.....
Gönderen: Barış
.: Pazartesi, 12 May 2008 04:36
ANNELER GÜNÜ K...
Gönderen: Leyla
.: Cuma, 09 May 2008 14:13
ANNEMMMMM
Gönderen: Leyla
.: Cuma, 09 May 2008 14:04